Merhaba,
Eylül ayı, trafik içinde artan okul servisleri, vitrinleri süsleyen okul formaları, kırtasiyelerdeki rengarenk ve yüzlerce çeşit okul malzemeleri ve okul koridorlardan sokaklara taşan zil sesleriyle yeni eğitim öğretim yılının başladığını hepimize hatırlattı.
Tüm ana-babaların öğrenim düzeyi ne olursa olsun dört işlem matematik yetenekleri biraz daha gelişti.Nasıl gelişmesin ki? İşin ucunda canımız ciğerimiz yaşama sevincimiz çocuklarımız var. Gerekirse limit ,türev, integral kısaca yüksek matematik bile öğreneceğiz.
Çok değil daha 10 yıl öncesine kadar okul kıyafeti, çanta, birkaç defter ve kitaptan ibaret olan okula başlama bütçesine, yetersiz donanımlarını tamamlamak veya çağdaş öğrenim olanaklarını sağlamak amacıyla kayıt paraları eklendi. Her okul kendi velilerine bunu hakça yapıyor aslında. Yani tüm velilerden aynı miktar yardımı talep ediyor.Ama göremedikleri bir şey var ki aynı formaları giyen çocuklar eşit görünse de evdeki bütçeler eşit değil.Bazısı emekli, bazısı işçi, bazısı sanayici çocuğu.Aylık bütçeler 400 YTLden başlayıp ucu açık milyarlara kadar gidiyor.Ana-babaların umudu aynı formalarla birbirine eşit mesafede görünen çocukların eğitim öğretim hakkından eşit yararlanabilmesi ama daha okulun kapısından giremeden gerçekler, görüntünün oyununu bozuyor.
Düşünmeye başlıyorum yeniden. Ana olarak, öğretmen olarak, müdür olarak, eğitim- öğretimden sorumlu bakan olarak ve yüreğinde hepsine yer verebilen bir vatandaş olarak.
Çağdaş bilgiye ulaşmanın yolu teknolojiden geçiyor. Teknolojiyi üretemiyorsan satın alacaksın, hatta sana satılana razı olacaksın. Ve görüyorum ki bilgiyi üreten ve satan ülkeler parasal açıdan zenginler. Satanlar, sattıkça daha çok üretiyor ve alanlar da aldıkça daha çok almaya ihtiyaç duyuyorlar. Satıcılar her geçen gün biraz daha zenginleşirken, alıcılar da her geçen gün biraz daha fakirleşmeye devam ediyorlar.Sanki, satın alınan bilginin üretken olabilmesi için, sürekli yenilerinin satın alınması gerekiyor.Sanki, ay ile dünya gibi birbirlerinden belli bir uzaklıkta, birbirlerini belli bir güçle iterek ya da çekerek, kendi etraflarında dönüp duruyorlar.
Çocuğumun sesi kulağımda çınlıyor. Peki nasıl zengin olunur? Zengin mi doğmak lazım?
Sevgili çocuğum zenginleşebilmek için biraz matematik yanında çokça sevgiyle, emek lazım.
Sevmeye en kolayından, çocuklarından başlayacaksın. Sonra, diğer çocukları da farkında olmadan seveceksin. Sonra da çocuğunu kuşatan her şeyi, içinde yaşadığın toplumu, geleceği, ve değişen dünyayı algılamaya çalışırken yakalayacaksın kendini. O zaman daha hızlı akacak kanın damarlarında, bedenin daha çalışkan, beynin daha üretken olacak. Sevgin ürettiğin emek olarak toplumsallaşacak. Bireysel ve toplumsal farkındalığın artacak. İşte o zaman, anayasal hakkın olan parasız eğitim-öğretim hakkını senin adına düzenleme ve uygulama konusunda yetki verdiğin makamlar, seni yüksek matematik öğrenme zahmetinden kurtaracaklar. Senin toplumsallaşan sevgine, onlar matematiği katacaklar.Okul, öğretim elemanları,öğrenci sayıları ve öğretim araçları bütçeleri yapılırken matematik gerekli, ama bir de yörelerarası dengesizlikleri gidermek, eğitim öğretim hakkının her vatandaş için eşitlikçi kullanılmasını sağlamak için, onlar Coğrafya, Psikoloji, Sosyoloji de biliyor olacaklar.
Eskimekte ve yitmekte olan değerlerin yerini nelerin alacağını görebilecek, içinde yaşadığı toplumda ve dünyada güvenle, sevgiyle, umutla, ama en önemlisi de hakça yerini alabilecek yeni nesillerin, yani çocuklarımızın eğitimine ayrılan bütçenin düşünebileceğimiz tüm zenginliklerin sermayesi olduğunu kestirebilecek öngörüye, tarih ve toplum bilincine de sahip olacaklar.
Sen çocuğum, zenginliğin simgesi olmuş paranın bilgi, sağduyu, koşulsuz ve evrensel sevginin içinde bir araç olduğunu öğrenerek zenginleşeceksin. Ve ben gelecek Eğitim-Öğretim yıllarına senin sıcacık küçücük ellerinden tutarak, duvarlarını, kapılarını, müdürlerini hiç fark etmediğim sıcacık sevinçli umutlarımla başlayacağım.
25.09.2006
Canan AR
• 2007-02-08 03:17:26 - okullar açıldı